I was waiting for so long Uzun zamandır bekliyordum
For a miracle to come Bir mucizenin gelmesi için
Everyone told me to be strong Herkes bana güçlü olmamı söyledi
Hold on and don't shed a tear Dayanmamı ve gözyaşı dökmememi
Through the darkness and good times Karanlığın ve iyi zamanların içinden
I knew I'd make it through Ayakta kalacağımı biliyordum
And the world thought I'd had it all Ve dünya her şeye sahip olduğumu düşündü
But I was waiting for you Ama ben senin için bekliyordum
Ön nakarat :
[ Hush now I see a light in the sky Sus simdi gökyüzünde bir ışık görüyorum
Oh it's almost blinding me Ah neredeyse beni kör ediyor
I can't believe I've been touched by an angel with love Bir meleğin bana sevgiyle dokunduğuna inanamıyorum ]
Nakarat: [ Let the rain come down and wash away my tears Bırak yağmur yağsın ve göz yaşlarımı silsin
Let it fill my soul and drown my fears Bırak ruhumu doldursun ve korkularımı yok etsin
Let it shatter the walls for a new sun Bırak duvarları yıksın yeni bir güneş için
A new day has come Yeni bir gün doğdu ]
When it was dark now there's light Bir zamanlar karanlık varken simdi aydınlık var
Where there was pain now's there's joy Bir zamanlar acı olan yerde simdi neşe var
Where there was weakness I found my strength Bir zamanlar zayıflık olan yerde gücümü buldum
All in the eyes of a boy Hepsini bir çocuğun gözlerinde buldum
ön nakarat..
Nakarat
|
|
Ders 1: Kelimeler (Words) A new day - yeni bir gün To wait for - beklemek A miracle - mucize, sihir Strong - güçlü To hold on - beklemek, (şarkıda dayanmak) To shed a tear - gözyaşı dökmek Darkness - karanlık To make it through - ayakta kalmak, zorluğu atlatmak Hush - sus A light - ışık The sky - gökyüzü To blind - kör olmak to touch - dokunmak (I have been touched by an angel
- bana bir melek dokundu) let the rain come down, let it fill my soul ... - "Bırak
ruhumu doldursun ve korkularımı yok etsin" to wash away - yıkamak, silmek to fill - doldurmak to drown - batırmak (burada yok etmek) a fear - korku to shatter - yıkmak a wall - duvar the sun - güneş pain - ağrı joy - sevinç, neşe weakness - zayıflık strength - güç
Ders 2: Gramer - The Future in the Past (Geçmişteki
Gelecek Zaman) "I knew I would make it through" - Ayakta kalacağımı
biliyordum. (Bunları atlatacağımı biliyordum) Cümlenin birinci kısmında verb -di li geçmiş zaman olarak karşımıza
çıkıyor (Past Simple). Zamanların uyumu kuralına göre,
cümlenin ikinci kısmındaki fiil ne gelecek zamanda, ne de geçmiş
zamanda kullanılamaz. Burada gelecek zamanı ifade etmek için
"geçmişteki gelecek zaman" (Future-in -the-Past) kullanılır.
Yardımcı fiil "would" + esas fiil "make" ile kurulur. Örnekler: * I thought (Past Simple) he would come (Future-in-the-Past)
to the party but he didn't. - Onun partiye geleceğini
düşünüyordum, ama o gelmedi. * They told (Past Simple) me that they would buy
(Future-in-the-Past) the present themselves. - Onlar
bana hediyeyi kendilerinin alacaklarını söylediler.. * I realized (Past Simple) that my Mum would not let
(Future-in-the-Past) me go to a disco. - Annemin beni
diskoya göndermeyeceğini anladım.
Ders 3: The Present Perfect (Yakın Geçmiş Zaman) "A new day has come" - Yeni bir gün doğdu. Yapısı: Özne + have/has+verb3 Yukarıdaki cümlede Yakın Geçmiş Zaman (Present Perfect)
kullanılmıştır. örnekler: * I have cut (Present Perfect) my finger and now it's
bleeding. - parmağımı kestim ve şimdi kanıyor. * I have done my homework and now I can watch TV. - Ev
ödevimi yaptım ve şimdi televizyon izleyebilirim. * He has been to London 2 times already. - O Londra'da
daha önce 2 defa bulundu.
Ders 4: The Past Continuous (Şimdiki Zamanın Hikayesi) "I was waiting for so long" - Uzun zamandır bekliyordum. Yukarıdaki cümlede Şimdiki Zamanın Hikayesi kullanılmıştır (Past
Continuous). Şimdiki Zamanın Hikayesi cümle yapısı aşağıdaki
şekilde gerçekleşir: özne + was/ were + verb + -ing örnekler: * At 4 o'clock yesterday my Dad was watching TV and my Mum
was washing up. - Dün saat dörtte babam televizyon izliyordu,
annem de bulaşık yıkıyordu. * Alex was crossing a street when a car hit him. - Araba
Alex'e çarptığında o, karşıdan karşıya geçiyordu. * While I was sleeping in the train, someone stole my purse.
- Trende uyuyordum, birisi cüzdanımı çalmış. |
|